Ülkemizde iklim değişikliği ve ülke genelindeki kuraklık koşulları, tarım işçilerini ve çiftçileri zor durumda bırakmaya devam ediyor. Son dönemde yaşanan olağanüstü hava koşulları, su kaynaklarının büyük ölçüde azalmasına neden olurken, yerel ekosistemlerin de ciddi şekilde zarar görmesine yol açtı. Suların çekilmesiyle birlikte, verimli tarım arazilerinin büyük bir kısmı çorak araziye dönüşerek, besin güvenliği konusunda endişeleri artırdı. Bu durum, özellikle tarıma dayalı ekonomilere sahip olan köyler için bir kırılma noktası haline geldi.
Uzmanlar, son yıllarda yaşanan kuraklıkların, özellikle yaz aylarının aşırı sıcak geçmesinin tarım sektöründe büyük sorunlar yarattığını belirtiyor. Daha önce verimli olan toprakların, su kaynaklarının azalmasıyla birlikte kuruması ve verim kaybı yaşaması, çiftçileri derinden etkiliyor. Bu bağlamda, sulama sistemlerinin yetersizliği ve suyu tasarruflu bir şekilde kullanma bilincinin eksikliği, durumu daha da zorlaştırıyor. Düşük yağış oranları, kuraklıkla birleşince, tarımsal üretimden elde edilen ürünlerin kalitesi ve miktarı ciddi şekilde düşmekte.
Özellikle bu yıl, nisan ve mayıs aylarında beklenen yağışların gerçekleşmemesi, çiftçileri tarlalarına sulama yapmak zorunda bıraktı. Ancak elektriğin ve mazotun yüksek fiyatları, birçok çiftçinin sulama yapmasını imkânsız hale getirdi. Bu durum, tarımının temeli olan buğday, arpa ve mısır gibi temel ürünlerin bir kısmının neredeyse yok olmasına neden oldu. Bu yıl elde edilecek hasat miktarının, önceki yıllarla kıyaslandığında %50'ye kadar düşebileceği tahmin ediliyor.
Tarım arazilerinin çoraklaşması, sadece üreticilerin değil, aynı zamanda yerel ekonomilerin de büyük bir çöküş yaşamasına sebep olabilir. Tarlalarından verim alamayan çiftçiler, geçimlerini sağlamakta zorlandıkları için göç ve işsizlik gibi sorunlarla yüzleşmek zorunda kalabilir. Tarım sektörünün yükü, başka alanlara kayarsa, istihdam oranları düşebilir ve tarım ürünleri fiyatları yükselebilir. Bu bağlamda, tarım politikalarının acilen gözden geçirilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Çiftçilere, sürdürülebilir sulama yöntemleri ve dekar başına desteklemeler gibi teşvikler sunulması, bu krizin aşılması adına önemli adımlar arasında yer almalıdır.
Yerel yönetimlerin de su yönetimini etkin bir şekilde sağlamak adına yatırım yapması, sulak alanların korunması ve restorasyonu üzerinde çalışması gerekmektedir. Uzmanlar, tarımda su tasarrufu sağlayacak teknolojilerin teşvik edilmesinin yanı sıra, çiftçilerin bu teknolojilere erişimini kolaylaştıracak desteklerin artırılması gerektiğini vurguluyor. İleri düzey sulama sistemlerinin kurulması, yağmur suyunun toplanması için gerekli altyapıların oluşturulması, ekim alanlarının ve ürün çeşitliliğinin artırılması, bu krizin üstesinden gelinmesinde beklenen çözümlerden sadece birkaçı. Ayrıca, bu tip projelere Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşlardan fon sağlanması, tarımda sürdürülebilirliğin artırılmasına katkıda bulunabilir.
Sonuç olarak, suların çekilmesi ve tarımsal arazilerin çoraklaşması, yalnızca yerel ekonomileri değil, aynı zamanda ülke genelindeki gıda güvenliğini de tehdit eden bir sorun haline geldi. Bu konuda kapsamlı bir çalışma ve strateji oluşturulmadan, tarımsal üretimde yaşanacak krizler kaçınılmaz görünmektedir. Gelecekte bu tür durumlarla karşılaşmamak için mutlaka acil tedbirler alınmalı ve tarım sektöründe sürdürülebilir uygulamalara geçiş yapılmalıdır.